_TÜRK İSLÂM ÜLKÜSÜ_

cCc_ÜLKÜCÜ GENÇLİK_cCc BOZKURT OTAĞI
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ERGENEKON DESTANI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 19
Nerden : Balıkesir
Lakap : Yalnız_Kurt
Kayıt tarihi : 04/01/09

MesajKonu: ERGENEKON DESTANI   Çarş. Ocak 07, 2009 5:53 pm

Ergenekon destanı, Göktürkler'in türeyişini anlatan bir Türk destanıdır. Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır.

Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.

Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: "Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur"

Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, "Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar" deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.

O çağda Türkler'in başında İl Kagan vardı. İl Kagan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.

Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye Ergenekon dediler.

Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtla varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.

Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir." Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.

Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Ergenekon'dan çıktıklarında Türklerin kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına girdi.

Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine'yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk devletini dört bir yana egemen kıldılar.



--------------------------------------------------------------------------------
bir başka kaynaktan ergenekon destanı ;
bilinen en önemli iki göktürk destanından birisidir. bir bakıma, m.s. altıncı yüzyıldan sekizinci yüzyıl ortalarına kadar egemen olmuş bu türk devletinin göktürklerin soy kütüğü ve var olma hikâyesidir. ayrıca, türk ırkının yeni bir dal hâlinde dirilişi de diyebileceğimiz bozkurt destanı, bilge kağan'ın orhun âbidelerindeki ünlü vasiyetinin ilk cümlesi olan: "ben tanrıya benzer, tanrıdan olmuş türk bilge kağan, tanrı irade ettiği için, kağanlık tahtına oturdum" cümlesi ile birlikte düşünülecek olursa soyun ve ırkın nasıl bir şekilde ilahileştirilmek istenildiğini de anlatmaktadırlar. destan çin kaynaklarında kayıtlıdır. değişik söyleyişler durumunda ise de, çizgileri aynı fakat isimler üzerinde, anlatıştan doğma veya çinlilerce yazılırken isimlerin çince söylenmesinden meydana gelme değişikler yüzünden ayrı görünen belli üç söylenti şeklinde yazılmıştır.

birinci söyleyiş:

hun ülkesinin kuzeyinde so adı verilen bir ülke vardı. burada, hunlarla aynı soydan olan göktürkler otururdu. bir gün göktürkler so ülkesinden ayrıldılar. bu sırada başlarında kağan pu adlı bir yiğit vardı. kağan pu'nun on altı kardeşi bulunuyordu. on altı kardeşten birinin annesi bir kurttu.
annesi göktürklerce en kutsal yaratıklardan biri olarak bilinen ve böyle kabul edilen bir kurt olduğu için delikanlı, rüzgârlara ve yağmura söz geçirir, bu iki kuvveti buyruğu altında tutardı.
bununla beraber, so ülkesindeki yurtlarından ayrılan göktürkler düşmanlarının baskınına uğradılar.
bu baskında düşmanlar bütün göktürkler'i yok ettikleri gibi on altı kardeşten sadece birisi kurtulabildi. kurtulan delikanlı annesi kurt olan idi.
bu delikanlının da, birisi yaz diğeri de kış ilâhının kızı olan iki karısı vardı. baskından sonra her ikisinden ikişer oğlu oldu. zamanla kalabalıklaşıp çoğalan halk, çocuklardan en büyüğünü kendilerine hakan seçtiler; o zamanki adı göktürk dilinde değildi. hakan seçilir seçilmez göktürkçe olmayan bu adını bıraktı ve türk adını aldı.
ondan sonra türk on kadınla evlendi, bir çok çocukları oldu. içlerinden asena adını taşıyan biri hakanlık tahtına geçince boyun adı da aşine oldu.

ikinci söyleyiş:

hunların bir boyu olan ve adına aşine denilen türk boyu hazar denizinin batı taraflarında yerleşmişti. türklerin ilk atası olarak biliniyordu. rahat ve huzur içinde otururlarken bir gün ansızın düşmanların baskınına uğradılar. baskının sonunda kimse sağ kalmadı.
her nasılsa küçücük bir çocuk bu baskından sağ kalmış bir köşeye sığınmıştı. düşmanlar onu da gördüler. fakat, cılız ve küçük bir çocuk olduğu için kimse ondan korkmadı ve ona aldırmadı. hattâ içlerinden acıyanlar bile çıktı. ama düşman yine de her ihtimali düşünüp, çocuğu öldürmektense kolunu bacağını kesip orada öylece bırakmayı uygun gördü; düşündükleri gibi yaptılar.
kolunu bacağını kesip, yan ölü hâle getirdikleri çocuğu alıp bataklıkta bir sazlığa attılar; bırakıp gittiler.
o sırada, nereden çıktığı bilinmeyen bir dişi bozkurt göründü, geldi, çocuğu emzirdi. yaralarını yalayıp iyi etti. o günden sonra da, avlanıp getirdiği yiyeceklerle çocuğu besleyip büyüttü, gücünü kuvvetini arttırdı.
zamanla bozkurd'un beslediği çocuk gürbüzleşti.
günlerden sonra bir gün, baskın yapıp asine soyunu yok eden düşman başbuğu, kolunu bacağını keserek sazlığa attıkları çocuğun yaşadığını öğrendi. adamlar gönderip durumu öğrenmek, sağ kaldı ise öldürtmek istedi.
düşman başbuğunun gönderdiği asker geldiğinde, kolu bacağı kesik gencin yanında bir dişi bozkurt gördü. dişi bozkurt tehlikeyi sezmişti, dişleriyle gerici yakaladığı gibi denizin öte yanına geçirdi; orada da durmayıp altay dağlarına doğru götürdü. orada, her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir yaylada bir mağaraya yerleştirdi, onunla evlendi; on oğlan doğurdu!
mağaranın bulunduğu yayla yeşillikti; serin gür suları, meyve ağaçlan, av hayvanları vardı. oğlanlar orada büyüdüler, orada evlendiler. her birinden bir boy türedi. bunlardan birinin adı da asine boyu idi.
asine, kardeşlerinin içinde en akıllı, en gözü pek, en yiğit olanı idi. bu yüzden türk hakanı o oldu.
soyunu unutmadı. çadırının önüne her zaman, tepesinde bir kurt başı bulunan bir tuğ dikti.
aradan çok yıllar geçti. aşine boyuna asençe adlı bir başka yiğit hakan oldu. bunun zamanında ise aşine boyu, bulundukları yerden çıkıp daha güzel yurtlara yerleştiler.

üçüncü söyleyiş:

bir not halindedir. çin devlet adamlarından cjan-ken'in, milattan önce 119 yılında, çine göre batı ülkelerinde yaptığı gezi sonunda gördüklerini ve duydukların yazıp o zamanki çin împaratoruna sunduğu notlan arasında kayıtlıdır. notu, abdülkadir înan'ın, türk dili araştırmalan yıllığı (1954) ndaki türk destanlanna genel bir bakış adlı yazısından olduğu gibi alıyoruz:
"hun ülkesinde bulunduğum zaman duydum ki usun hanı, gunmo unvanını taşıyor. gunmo'nun babası, hunlann batısındaki bir ülkeye sahipti. gunmo'nun babası bir savaşta hunlar tarafından öldürüldü. yeni doğmuş olan gun-mo'yu kırlara attılar. kuşlar çocuğu sineklerden koruyor; bir dişi kurt sütüyle besliyordu. hun hakanı buna şaştı. bu çocuğu saydı. onu kendi terbiyesine aldı, büyüttü. babasının ülkesini ona geri verdi."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://tculkucu.hareketforum.com
 
ERGENEKON DESTANI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
_TÜRK İSLÂM ÜLKÜSÜ_ :: ÜLKÜCÜ HAREKET :: Nedir ?-
Buraya geçin: